TEKNOLOJİ TASARIM - Blogcu - Sayfa 3



Turk Bayrağı
<
Günlük Burç
TEKNOLOJİ TASARIM - Blogcu - Sayfa 3






More Cool Stuff At POQbum.com

Sitenizesayac.com

gemilerin karadan taşınması...
dünyada ilk defa bir denizaltı batırılması...
*İlk kapsamlı dünya haritası Piri Reis tarafından çizilmiştir..
bir türk neler icat eder gercekten çok güzel bir konu

genelde biz türklerin aklı biraz teşbitte hata olmazmış yasa dışı şeyleri icad etmeye yarıyor gibi düşünüyorum

bir kola makinasına buzdan jeton kalıpları yayıp kola makinasını boşaltmaktan tutunda telefon kartlarının arkasına kaset bandı ve mıknatıs yardımı ile bitmeyen bir telefon kartı sahibi olmak ( tabi kaset bandı tahrip olana kadar ) elektirik saatlerine mıknatıs la sayacın donmesini yavaşlatmayı bulan gene biziz daha sonra kurşundan yapılıncada sayacın arkadasından bir filim sokuşturup donmeyi yavaşlatan yada soğanın içinden tel geçirip sayacı yavaşlatmayı keşfeden de bir türk tür bu kadar olumsuz yada komik buluşmudur türklerin bulduğu yada keşfettiği tabiki değil


lagari nin bulduğu roket , ilk uçmayı başaran insan olan evliya çelebi , ilk deniz altının çizimi , ilk ve kapsamlı olarak piri reis tarafından çizilen dünya haritası , yoğurt bunlar da olumlu olarak keşiflerimiz diye sıralaya biliriz aslında.
Türk İcatları
Bizim tarihte hicbir sey icat etmemis oldugumuzu soylemek hem ayip hem gunahtir.

Eski havagazi saatlerini ters calistirmak icin bisiklet pompasiyla,gazborularina hava basmak bize ait ozel bir bulustur. Kac metrekuphavagaziharcamissan, bisiklet pompasiyla ters yonde hava bastin mi, saatinyazdigirakamlar geriye dogru silinir. Bu bulusun da sahibi, dalginliklageregindenfazla hava basarak, havagazi sirketinden alacakli ciktigi icinenselenmisti.Adi bu yuzden unlu mucitler tarihine gecemedi

Musluklari su saatinin yazamayacagi kadar az acip, iplik iplik akansulariyirmi dort saatte kovalara doldurmak da, yine o devrin ilgincbuluslarindandi.

Biz az sey icat etmedik tarihte. Istanbul'a ilk elektrigi vaktiyleSatieSirketi getirdi.Uzak semtlerde elektrik alan tek-tuk evlere her aytahsildargondermeyi gereksiz buldugu icin, bu evlere birer kumbara koymustu.Yirmidort saatte bir kumbaraya, o devrin halk dilinde "manda gozu" denilen,nalkadar yirmi besligi attin mi, elektrik kendiliginden yanardi. Yildabirkackez de Satie Sirketi'nin adamlari bu evleri dolasarak kumbaralariacar,paralari alirdi. Icerenkoy'deki bir evin kumbarasindan hic bir seycikmiyordu. Sirket ozel arastirmalarla evin elektrik kullandiginisaptamisti. Ancak kumbaraya hic bir sey atmadan nasil calistiriyorduelektrigi, onu cozememisti. Sonunda ev sahibini sirkete cagirdilar:

- Hileni bize acikla, sana bedava elektrik verelim. Yalniz bu ustunbulusortaliga yayilmasin, dediler.

Ev sahibi gulumseyerek anlatti; gazoz siselerinin kapaklarina sudoldurarak bunlari buzdolabinda donduruyor, sonra da yuvarlak buzlari yirmibeslikniyetine elektrik kumbarasina atiyordu. Buzlar mekanizmayicalistiriyor,arkasindan eriyip aktigi icin, hic bir iz birakmiyordu. ElektrikfizigindeEdison'dan sonra en buyuk ve en yararli kesif boylece bize aitoluyordu.Satie Sirketi, bu buyuk mucidi odullendirerek, ona elektrigi bedavaverdi vekumbaralarin yapisini degistirdi.

Son yillarda ise daha ince buluslara yonelinmistir. Ornegin disariyagidecek iscilerin saglik muayenesinde saglam raporu almalarini saglamak icin,mikroskop kontrolunden gecmis findik buyuklugundeki temiz kakalar besliradan kiraya verilmektedir. Cis siselerinin kirasi iki bucuk,tansiyondusurucu sarimsakli su ise tutturabildiginedir. Tababetteki bu asamalar okadar ust duzeydedir ki, henuz dunyamiza mal olamamistir.

Kirmizi biberin icine kiremit tozu karistirmak, kuru uzumleharmanlanmiskucuk keci boku ihrac etmek, zeytinyagi yerine kellik yapan parafinidayanmak hep yerli buluslardir. Viski siselerinden enjeksiyonlaviskiyicekip yerine cay suyu doldurmak, disaridan ithal edilen ayakkabilarinsolteklerini Izmir, sag teklerini Istanbul gumrugune getirterek, sonra dakimsenin sahip cikmadigi bu yuzlerce tek ayakkabiyi ihalelerde ucuzakapatip, arkasindan birlestirerek piyasaya surmek tarihsel ve anitsalzekamucizelerimiz arasindadir.

kaynak = http://lacostenone.tripod.com/turkicatlari.htm
.

Daha önce köpek havlamasını tercüme eden Bowlingual isimli cihazı üreten Takara isimli Japon firması, şimdi de rüya makinesi icat etti. Firmanın geliştirdiği aygıt, kişinin arzusuna göre rüya görmesini sağlıyor. Uyumadan önce rüyanızda görmek istediğinizle ilgili resme bakıp kayıt cihazına bilgileri veriyorsunuz; daha sonra alet, ses, ışık, müzik ve kokularla REM uykusu esnasında istediğiniz rüyayı görmenizi sağlıyor. Hayal ettiğiniz tatili yapma ya da idealinizdeki eşi bulma arzunuza en azından rüyanızda kavuşmanızı sağlayan aletin fiyatı 140 dolar. Rüya makinesi sekiz saatlik uykunun sonunda ses ve ışıkla sizi uyandırıyor. (alıntıdır)

böyle bir aleti kim kullanmak ister? ben istemezdim sanırım.rüyalar gizemini korumalı ve hiç beklenmedik olmalıdır.siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
.

misal lagari isa çelebi roketi icat eder
hüseyin haki efendi gider feribotu tasarlar ilk defa
gemilerin karadan taşınması...
dünyada ilk defa bir denizaltı batırılması...
*İlk kapsamlı dünya haritası Piri Reis tarafından çizilmiştir..
Türk İcatları
Bizim tarihte hicbir sey icat etmemis oldugumuzu soylemek hem ayip hem gunahtir.

Eski havagazi saatlerini ters calistirmak icin bisiklet pompasiyla,gazborularina hava basmak bize ait ozel bir bulustur. Kac metrekuphavagaziharcamissan, bisiklet pompasiyla ters yonde hava bastin mi, saatinyazdigirakamlar geriye dogru silinir. Bu bulusun da sahibi, dalginliklageregindenfazla hava basarak, havagazi sirketinden alacakli ciktigi icinenselenmisti.Adi bu yuzden unlu mucitler tarihine gecemedi

Musluklari su saatinin yazamayacagi kadar az acip, iplik iplik akansulariyirmi dort saatte kovalara doldurmak da, yine o devrin ilgincbuluslarindandi.

Biz az sey icat etmedik tarihte. Istanbul'a ilk elektrigi vaktiyleSatieSirketi getirdi.Uzak semtlerde elektrik alan tek-tuk evlere her aytahsildargondermeyi gereksiz buldugu icin, bu evlere birer kumbara koymustu.Yirmidort saatte bir kumbaraya, o devrin halk dilinde "manda gozu" denilen,nalkadar yirmi besligi attin mi, elektrik kendiliginden yanardi. Yildabirkackez de Satie Sirketi'nin adamlari bu evleri dolasarak kumbaralariacar,paralari alirdi. Icerenkoy'deki bir evin kumbarasindan hic bir seycikmiyordu. Sirket ozel arastirmalarla evin elektrik kullandiginisaptamisti. Ancak kumbaraya hic bir sey atmadan nasil calistiriyorduelektrigi, onu cozememisti. Sonunda ev sahibini sirkete cagirdilar:

- Hileni bize acikla, sana bedava elektrik verelim. Yalniz bu ustunbulusortaliga yayilmasin, dediler.

Ev sahibi gulumseyerek anlatti; gazoz siselerinin kapaklarina sudoldurarak bunlari buzdolabinda donduruyor, sonra da yuvarlak buzlari yirmibeslikniyetine elektrik kumbarasina atiyordu. Buzlar mekanizmayicalistiriyor,arkasindan eriyip aktigi icin, hic bir iz birakmiyordu. ElektrikfizigindeEdison'dan sonra en buyuk ve en yararli kesif boylece bize aitoluyordu.Satie Sirketi, bu buyuk mucidi odullendirerek, ona elektrigi bedavaverdi vekumbaralarin yapisini degistirdi.

Son yillarda ise daha ince buluslara yonelinmistir. Ornegin disariyagidecek iscilerin saglik muayenesinde saglam raporu almalarini saglamak icin,mikroskop kontrolunden gecmis findik buyuklugundeki temiz kakalar besliradan kiraya verilmektedir. Cis siselerinin kirasi iki bucuk,tansiyondusurucu sarimsakli su ise tutturabildiginedir. Tababetteki bu asamalar okadar ust duzeydedir ki, henuz dunyamiza mal olamamistir.

Kirmizi biberin icine kiremit tozu karistirmak, kuru uzumleharmanlanmiskucuk keci boku ihrac etmek, zeytinyagi yerine kellik yapan parafinidayanmak hep yerli buluslardir. Viski siselerinden enjeksiyonlaviskiyicekip yerine cay suyu doldurmak, disaridan ithal edilen ayakkabilarinsolteklerini Izmir, sag teklerini Istanbul gumrugune getirterek, sonra dakimsenin sahip cikmadigi bu yuzlerce tek ayakkabiyi ihalelerde ucuzakapatip, arkasindan birlestirerek piyasaya surmek tarihsel ve anitsalzekamucizelerimiz arasindadir.

kaynak = http://lacostenone.tripod.com/turkicatlari.htm
 
 
 
bir türk neler icat eder gercekten çok güzel bir konu

genelde biz türklerin aklı biraz teşbitte hata olmazmış yasa dışı şeyleri icad etmeye yarıyor gibi düşünüyorum

bir kola makinasına buzdan jeton kalıpları yayıp kola makinasını boşaltmaktan tutunda telefon kartlarının arkasına kaset bandı ve mıknatıs yardımı ile bitmeyen bir telefon kartı sahibi olmak ( tabi kaset bandı tahrip olana kadar ) elektirik saatlerine mıknatıs la sayacın donmesini yavaşlatmayı bulan gene biziz daha sonra kurşundan yapılıncada sayacın arkadasından bir filim sokuşturup donmeyi yavaşlatan yada soğanın içinden tel geçirip sayacı yavaşlatmayı keşfeden de bir türk tür bu kadar olumsuz yada komik buluşmudur türklerin bulduğu yada keşfettiği tabiki değil


lagari nin bulduğu roket , ilk uçmayı başaran insan olan evliya çelebi , ilk deniz altının çizimi , ilk ve kapsamlı olarak piri reis tarafından çizilen dünya haritası , yoğurt bunlar da olumlu olarak keşiflerimiz diye sıralaya biliriz aslında.
.

Japonya'da, Akishima Laboratories'de suyun üzerine yazı yazabilmek için bir teknoloji geliştirmişler. Dalga yaratmak için 50 adet parça içeren bu alet aynı anda yaratılan dalgaların üstüste binen oluşumları sayesinde su üstünde harf ya da resim oluşturabiliyor. Tabii ki bunun için güçlü bir bilgisayar Bessel Fonksyionlarını kullanarak bir sürü hesap kitap yapıyor. Alet aynı görüntüyü üç saniyede bir oluşturabiliyor..
suyun molekul yapisi bellidir, herkesin bildigi gibi H2O. bunu degistiriseniz artik su olmaz. bu capon abimiz suya donarken muzik dinletmis ve buz kristallerinin yapisini degistirmis. ikisi farkli sey. kristal, molekul veya atomlarin belli bir duzen icinde siralanmasiyla olusur.

ses dedigimiz sey aslinda molekullerin. atomlarin, maddenin titresimidir. su donarken (kristallesirken) su molekullerini sesle titretrek olusan buzun kristal yapisi degistirilebilir. klasik muzikte sesler daha uyumlu ve yumusak oldugu icin molekullerin daha duzenli dizilmesine sebep olmustur muhtemelen. metal muzik dinletilen buzun bozuk yapi kazanmasi da bolca kullanilan `distortion` olayi yuzundendir diye tahmin ediyorum.:singer:

buradaki suya yazi yazma teknigi ise lise 3 fizik dersinin dalgalar konusuna girer ki hic haz etmedigim bir konuydu


.

Astral Seyahat Nedir?


Bedenimizi belirli bir süre terk ederek çeşitli yerlere düşünce hızı ile gidip, gittiğimiz yerlerde meydana gelen olayları izleyebilmemiz mümkündür. Parapsikoloji Enstitüleri'nde incelenen Duyular Dışı Algılamalarımız arasında en ilginçlerinden biridir...

Şuurumuzun fiziki bedenimizin dışına yansıması ya da diğer bir tanımla, şuurluluk alanımızın genişleyerek beden dışına taşma olayına Astral Seyahat veya Şuur Projeksiyonu adı verilir.

Bu yansıma fiziki evrenin her hangi bir noktasına olabildiği gibi, fiziki evrenin ötesindeki ortamlara da olabilmektedir. Diğer Duyular Dışı Algılamalarımızda olduğu gibi aslında hepimizde bu yetenek vardır. Fakat hepimiz bu yeteneğimizi kullanamayız.

Parapsikoloji Kürsüleri'nde, özel metodlarla gerçekleştirilen Astral Seyahat çalışmalarında oldukça önemli adımlar atılmış durumdadır: İnsan yapısına, yaşama, varoluşa, fizik evren yapısına yepyeni boyutlar getiren bu çalışmalar aynı zamanda, ölüm ve ölüm ötesi yaşamla ilgili konular hakkında da son derece önemli bilgilerin biraraya getirilmesinde çok büyük bir fonksiyon görmüştür.

Astral Seyahat Herkes Tarafından Yapılabilir mi?


Evet... Özel metotlarla bu yeteneğimizden yararlanabilmemiz mümkündür. Ancak bıkmadan, usanmadan, büyük bir sabırla üstünde çalışılması gerekebilir. İlk denemelerinde bu tecrübeyi yaşayabilenler olmuşsa da, genellikle uzun süre üstünde çalışılması gerekebilir. Bu çalışmada başarı elde edip edememeniz tamamen size bağlıdır. Özellikle deney öncesi sağlamanız gereken şartları tam anlamıyla yerine getirebilirseniz, başarısızlığa uğrama şansınız oldukça azalacaktır.
Özel çalışmalarla gerçekleştirilebilmekte olan Astral Seyahat, hiç bir çalışma yapmadan bazen kendiliğinden de yaşanabilir. Dünya üzerinde birçok insanın başından böyle bir tecrübe geçmiştir.
Kendiliğinden meydana gelen olaylarda genellikle bu ayrışma uyku sırasında gerçekleşir. Uyumakta olduğu bir sırada kendini bedeninin dışında hatta bedenini yukardan seyrederken bulan insanların sayısı bir hayli fazladır. Bu tür bir olayla karşılaşan bazı kişiler, bu konuda yeterli bilgiye sahip değilse, kendinde psikolojik dengesizliklerin başladığı endişesine kapılarak, bu olaydan hiç kimseye söz etmeme yolunu seçmektedir. Oysaki bu, herhangi bir rahatsızlık belirtisi değil, parapsişik bir yeteneğimizin kendiliğinden ortaya çıkmasıyla meydana gelen bir tecrübedir.

Astral Seyahat Sırasında Yaşananlar


Astral Seyahat sırasında bedenin değişik yerlerinde seğirmeler, kulakta çınlamalar ve tam ayrışma anında ise, çatırdama ya da buna benzer bir takım sesler duyulabilir.

Astral seyahat yaparak bedeninden geçici bir süre ayrılanlar, başlarından geçen bu tecrübelerini genellikle birbirlerine çok benzer ifadelerle anlatmaktadırlar...

İşte onlardan birkaç örnek:
"Beden dışındaki ilk tecrübemi gayet iyi hatırlıyorum. O zamanlar 7 yaşındaydım ve böyle bir şeyden haberim yoktu. Bir yaz günü, sabahın erken saatlerinde çok susamış olarak uyandım. Yataktan dışarıya çıkarak içme suyunun bulunduğu yere gittim. Ancak sürahi boştu. Bunun üzerine pencereye doğru yürüyerek perdenin aralığından güneşin ilk ışıkları ile aydınlanan bahçeye baktım. Sonra geri dönerek yatağa geldim. Yatağın dolu olduğunu gördüğüm zaman şok geçirdim. Yatağımda uyumakta olan birisi vardı ve bu insanın kendim olduğunu gördüğüm zaman korku ve şaşkınlığım daha da arttı. Bu şaşkınlık sebebiyle olsa gerek, aniden ve süratle bedene çekildiğimi ve ayaklarımın bedenin ayakları üzerine gelecek şekilde bedene gömüldüğümü hissettim. Sonra uyandım. Daha sonra bu olay bir çok kereler tekrarlandı."
"Bir deniz seyahatindeydim. Bir gün sırt üstü yatarken uykuya dalmışım. Bir kabus görmeye başladım. Gemi batmakta sular yavaş yavaş yükselmekteydi. Fakat ben sular çeneme gelinceye kadar kayıtsız kaldım. Sonra büyük bir mücadele sonucu soğuk bir ter içinde uyandım. Bir kaç dakika içinde tekrar uyumuşum. Bir ara yan tarafıma dönük olarak yatarken, geminin bölmesine doğru hareket etmekte olduğumu hissettim. Çok hoş bir histi bu. Her şeyin farkındaydım. Tamamen bilincim yerinde olduğu halde bu olayı normal karşılamam sonradan beni çok şaşırttı. Sırt üstü yatacak şekilde yavaşça döndüm. Sonra böyle uyuya kalırsam ikinci bir kabus görürüm düşüncesi ile tekrar yan tarafıma dönmek istedim. Ancak bu çok zor bir işti ve epey mücadele etmek zorunda kaldım. Bu olaya rağmen her şeyi hala normal karşılamaktaydım. Yanlamasına dönmüştüm ki, bir kuvvetin beni sırtımdan geriye doğru çektiğini hissettim. Bir kaç dakika orada Öylece yanlamasına sallanır vaziyette kaldım. Bedenimin sallantısı durduğu halde, sol bacağım sallanmasına bir müddet daha devam etti. İşte bu bana tuhaf gelmişti... Bunun üzerinde düşünüyordum ki bedenimin dışında olduğum fikri birden zihnimde canlandı. O kadar tatlı bir histi ki, burada kalmaya karar verdim. Ne olacağını beklemeye koyuldum... Bir ara kendimi kapıdan 30 cm, yerden ise 210 cm kadar yükseklikte buldum. Sonra koridorda ayak sesleri işittim. Gelip beni bu halde görürlerse ne aptalca bir şey olacağını düşünmüştüm ki bir sıçrama oldu ve uyandım. Sıçrama merdivenden inerken veya çıkarken basamak olmadığı halde var zannıyla atılan adım sonucu ortaya çıkan sarsılmaya benziyordu...

Aynı yılın Eyiül'ünde karaya ayak bastığımda, bu olayla ikinci kez karşılaştım. Pozisyonum ilk seferinde olduğu gibiydi. Yegane fark, odamın oldukça aydınlık oluşuydu. Her zamanki gibi normal bir uykuya dalmıştım. Sonra kendimi, ayaklarım eksen olmak üzere yanlamasına doğru şiddetle sallanır buldum... Daha sonra bu sallanma sona erdi. Fiziki bedenimden 1 metre kadar yükseldim ve havada asılı durmaya başladım. Bir İki dakika sonra sağa doğru hareket ettim ve ayaklarım yavaşça yere doğru gelecek şekilde aşağı süzüldüm. İşte o zaman etrafı görebildiğimin farkına vardım. Artan heyecanımı bastırmayı başararak aynaya doğru yürüdüm. Sanki suyun altında zorlukla yürüyor gibiydim. Birden bir şok geçirdim. Bedenim hemen arkamda bulunan divanda yatmaktaydı ve ben onu dışardan izleyebiliyordum. Bir an için ölmüş olabileceğimi düşündüm."

.

JAPONLAR, 1 MİLYON KİŞİYİ BARINDIRACAK YENİ BİNALARI İLE NEREYE TIRMANIYOR!

http://www.superpoligon.com/pics/gokdelen1.jpg http://www.superpoligon.com/pics/gokdelen2.gif

Binanın Kimliği
Adı : X-Seed 4000

Yeri
Şehir : Tokyo
State : Tokyo-to
Ülke : Japonya

Teknik Bilgi
Strüktürel Yükseklik : 4,000 m, 13,123 ft.
Deniz üzerinde 6 km genişliğinde taban alanı
İnşai Sınıf : Çok katlı gökdelen
Fonksiyon : Henüz net tanımlanmamış ama gökyüzünde doğa ile birleşecek bir konut-yaşam alanı söylemi ile tasarlanmış.

Dünyanın en yükseği olma adayı 4000 metre yükseklikte, 800 katlı
Mimari : Taisei Construction Co. Ltd.

500.000 ile 1.000.000 kişiyi barındırabilecek kapasiteye sahip binanın 300 ile 900 milyar USD bütçe ile yapılabileceği açıklanmıştır.

İnsanoğlunun en yükseğe çıkma arzusuna bir tanım getirmek zor. Ancak Japonlar yapıyorlarsa, biz en teknolojiğini yaparız göndermesini aramak geliyor insanın içinden...
Arsa ve nüfus dengesizliğinin maksimum yaşandığı ülkelerden biri Japonya... Önermesine bakılır ise sadece X-Speed ile yeni bir kent kuruyor...
Çoğalarak gelecekler, yatayda yer bulamaz isek düşeyde....

kaynak: www.superpoligon (http://www.superpoligon.com).com
.

SON 10 YILIN NOBEL FİZİK ÖDÜLLERİNİ KAZANANLAR
Son 10 yılda Nobel fizik ödüllerini kazananlar şunlar:
2006: John C. Mather (ABD), George F. Smoot (ABD)
2005: Roy J. Glauber (ABD), John L. Hall (ABD), Theodor Haensch (Almanya)
2004: David J. Gross (ABD), H. David Politzer (ABD), Frank Wilczek (ABD)
2003: Alexei Abrikosov (Rusya-ABD), Vitaly Ginzburg (Rusya), Anthony Leggett (İngiltere-ABD)
2002: Raymond Davis (ABD), Masatoshi Koshiba (Japonya), Riccardo Giacconi (ABD)
2001: Eric Cornell (ABD), Wolfgang Ketterle (Almanya), Carl Wieman (ABD)
2000: Zhores I. Alferov (Rusya), Herbert Kroemer (ABD-Almanya), Jack S. Kilby (ABD)
1999: Gerardus ‘t Hooft (Hollanda), Martinus Veltman (Hollanda),
1998: Robert B. Laughlin (ABD), Horst L. Stoermer (Almanya), Daniel C. Tsui (ABD)
1997: Steven Chu (ABD), Claude Cohen-Tannoudji (Fransa), William D. Phillips (ABD)
1996: David M. Lee (ABD), Douglas D. Osheroff (ABD), Robert C. Richardson (ABD).

.

DENİZ SULARINDAKİ TUZLULUK

Yirminci yüzyılın başlarında Bilim adamları bu konuyu çok basit bir şekilde açıklıyorlardı. Bu açıklamaya göre, her ne kadar nehirlerin suları tatlı ise de içlerinde bir miktar da erimiş mineral vardır. Yataklarındaki bu mineralleri ve içlerinde tuz bulunan kayaları erozyona uğratarak okyanuslara taşırlar. Bu mineraller içinde en çok olanı kimya dilinde sodyum klorür (NaCl) diye adlandırılan bildiğimiz sofra tuzudur ve bir daha karaya geri dönmez.

Bilim adamları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır.


Ayrıca bu teoriye göre denizlerdeki tuzun her geçen yıl artması gerekir. Her ne kadar denizlerdeki tuz oranı bölgelere ve zamana göre değişiklik gösterse de içindeki belli başlı elementlerin yoğunluklarının yüz milyonlarca yıl hemen hemen aynı kaldıkları bilinmektedir. Öyleyse bu yüksek miktardaki tuz başlangıçta denizlere nereden gelmiştir? Bilim adamları da tam olarak bilemiyorlar ve emin değiller ama iyi bir tahminleri var.


Tuz iki çeşit atomdan yapılmıştır. Sodyum (Na) ve Klor (Cl). Bilim adamları Sodyum un ilk teoride olduğu gibi nehirler yolu ile karalardan denizlere taşındığını, Klor un ise dünya tarihinin ilk dönemlerinde, yer kabuğu ile yer merkezi arasında kalan katmanlardan, okyanusların diplerindeki çatlaklar ve volkanlar yolu ile denize karıştığını ve bu ikisinin birleşerek denizin tuzunu oluşturduklarını tahmin ediyorlar.


Ama hala niçin denizlerin gittikçe tuzlu olmadığının cevabını alabilmiş değiliz. Bilim adamları bunun açıklamasını da şöyle yapıyorlar: Tuz nehirler yolu ile denizlere ilave edilmektedir, ama aynı zamanda denizdeki diğer kimyasallarla birleşerek, okyanus tabanındaki kayalar tarafından emilerek veya deniz suyunun çözeltisinden ayrılıp çökelti haline gelerek bir şekilde deniz suyunun içinden eksilmektedir.


Yüz milyonlarca yıl, eksilme ve ilave etme yolu ile deniz suyunun tuzluluk oranını hep aynı tutan bu müthiş ayar gerçekten çok etkileyici.

Kaynak:Alıntı

Bilim adamları bu teoriden yola çıkarak dünyanın yaşının da hesap edilebileceğine inanıyorlardı. Ancak nehirlerdeki tuz oranı ile okyanuslardaki tuz oranı mukayese edilerek yapılan hesaplamalarda dünyanın yaşı 300 milyon yıl çıktı. Dünyamız ise gerçekte 4,5 milyar küsur yaşındadır. konuyla alakasız olacak ama; dunyanın yası gunes sistemindeki meteor kusaklarından ayrılıp dunyaya dusen meteorlara bakılarak hesaplanır.

bu meteorların gunes sistemi henuz gaz ve toz bulutuyken olustukları ve ondan sonra degisime ugramadıkları kabul edilir ve meteorların içindeki radyoaktif elementlerin bozunumu olculerek yasları bulunur. sonuc olarak da, bu meteorların yası, dunya ve gunes sisteminin yasını verir.

dunyadaki kayalar ise dunya olusurken eriyip, baskalasım gecirmislerdir. bu nedenle bunlar uzerinde yapılan olcumler dunyanın yası ile ilgili saglıklı sonuc vermez

.

PASLANMAZ ÇELİK NİÇİN PASLANMAZ

Çelik ile demir arasında çok az bir fark vardır. Saf demir bir bakır kadar yumuşaktır. Onun içine yüzde 2 ye kadar karbon katılması ile inanılmaz bir mukavemet, sertlik ve mekanik özellikler elde edilir ki, adı artık çeliktir. Demirin bol olması, kolay ve ucuz elde edilmesi nedeniyle çeliğin de kullanımı çok yaygındır. Ancak çelikte de, demirde olan zayıf bir nokta vardır. Paslanma, diğer bir deyişle oksidasyon.

Günlük hayatımızda kullanılan eşyaların paslanması sonucu her yıl dünyada milyonlarca dolar boşa gitmektedir. Bu kaybın büyük bir kısmı demir ve çeliğin paslanmasından dolayıdır. Paslanmayı kısaca demirin havadaki oksijen ile birleşmesi olarak tanımlayabiliriz. Aslında bu elektro kimyasal bir reaksiyondur. Bu nedenle malzemenin bir yerinde başlayan paslanma boyanın altından geçerek diğer bir yerde ortaya çıkabilir.


Sadece demir ve çelik değil diğer metaller de paslanır. Örneğin, alüminyum, pirinç, bronz gibi. Ancak onlarda malzemem ile oksijenin birleşmesinden oluşan çok ince bir tabaka, daha oluşur oluşmaz malzemenin hava ile temasını keserek koruyucu bir rol oynar, paslanmanın ilerlemesini önler. Bu tabaka o kadar incedir ki, malzemenin rengi hemen hemen değişmez. Demirdeki paslanmanın özelliği onun ve oksijen atomlarının boyutlarındaki büyük farktan dolayı yüzeyde sağlam bir birleşme olmaması, paslanmanın malzemenin içine nüfuz etmesi, sadece görüntü değil mukavemetin de bozulmasıdır.


Paslanmada havadaki nemin de etkisi büyüktür. Reaksiyondaki su miktarı pasın rengini de belirler. Bu nedenle pasın rengi siyah veya çok koyu kahverengi olabildiği gibi sarımtırak da olabilir. Paslanmanın hızını artıran faktörlerden bir diğeri de tuzdur. O da elektro-kimyasal reaksiyonun hızını artırır. Kışın kar nedeni ile yollarına tuz dökülen yerler ve deniz kenarlarında paslanma daha hızlı olur.


Paslanmaz çelikten önce, paslanmayı önlemek için malzeme boyanıyor veya galvaniz kaplanıyordu. Bu çözümler de özellikle sağlık ve gıda sektöründe başka sorunlar yaratıyordu. İlk paslanmaz çeliği Harry Brearley, 1913 yılında tesadüfen keşfetti. Tüfek namluları için çeşitli metalleri birleştirerek deneyler yaparken bazılarının paslanmaya karşı dirençli olduklarını gördü. Her büyük buluşta olduğu gibi, o da bunu sanayicilere kabul ettirebilmek için uzun bir uğraş verdi.


Krom gibi bazı metaller, atom boyutlarının birbirine yakın olmasından dolayı oksijenle çok kolay ve süratli birleşirler. Kalınlığı birkaç atom olacak kadar çok ince ama çok sağlam bir tabaka oluştururlar. Başka reaksiyon olmaz. Bu tabaka zedelense bile tekrar oluşur. Krom belli bir oranda çeliğe katılırsa yine aynı olay olur, çelik artık paslanmaz.


Paslanmaz çeliğin içinde yüzde 10-30 krom vardır. Bu orana ve eklenecek nikel, titanyum, alüminyum, bakır, sülfür, fosfor ve benzeri elemanlara bağlı olarak kullanım yeri değişir.

.

Antik Mısır Mezarlarında Bulunan Planör Modeli

1898 yılında arkeologlar tarafından bulunan bu planör modelinin MÖ 200 yıllarında yapılmış olduğu ortaya çıkarılmıştır. Önceleri önemi kavranamayan bu model Kahire Müzesinin bodrum katına atılmış, ancak daha sonra önemi anlaşılarak yeniden gün yüzüne çıkarılmıştır. İlk bulunduğu tarihlerde "ahşap kuş modeli" olarak tanımlanan söz konusu bulgunun, aslında bir planör modeli olduğu anlaşılmıştır.

Bundan yaklaşık 2200 yıl öncesine ait bir planör modelinin ortaya çıkarılması elbette olağanüstü bir durumdur. Bu, evrimci tarih anlayışını temelden sarsan arkeolojik bir buluştur. Söz konusu modelin teknik özellikleri incelendiğinde ortaya çok daha ilginç bir manzara çıkmaktadır. Bu ahşap model, günümüzün en ileri teknolojisiyle yapılan Concorde uçaklarda olduğu gibi, hızdan minimum kayıpla maksimum yük taşıyabilecek şekilde tasarlanmıştır. Bu durum, antik Mısırlıların çok iyi aerodinamik bilgisine sahip olduklarını da göstermektedir.

http://www.kabatasdevri.com/res/70.jpg
MÖ 200 yılına ait olduğu tahmin edilen ahşap planör modeli.
http://www.kabatasdevri.com/res/71.jpg
Abydios Tapınağı'nın duvarlarında Dr. Ruth Hiver tarafından bulunan bu resimlerdeki araçların, günümüzde de kullanılan helikopter, jet ve uçak gibi araçlarla olan benzerliği dikkat çekicidir.
Antik Mısır'da Elektrik Var Mıydı?
Dendera'daki Hathor Tapınağı'nda bulunan bazı duvar resimleri, antik Mısırla ilgili oldukça ilginç bir bilgiyi gün yüzüne çıkarmıştır. Resimde yer alan figürler, antik Mısırlıların elektriği bildiği ve kullandığı ihtimalini gündeme getirmiştir. Söz konusu resim dikkatlice incelendiğinde, tıpkı günümüzdeki gibi yüksek voltaj yalıtımının o günlerde de kullanıldığı görülür: Ampul görünümündeki şekil dikdörgen bir sütun (bu sütun izolatör olarak kullanıldığı tahmin edilen ve ced sütunu olarak adlandırılan bir sütundur) tarafından desteklenmektedir. Resimdeki şeklin günümüz elektrik lambalarıyla olan bu şaşırtıcı benzerliği, çok düşündürücüdür. Tunsten ışığının kaşifi olan Dr. Colin Fink, Mısırlıların bundan yaklaşık 4300 yıl öncesinden, zıt kutupla bakıra elektrik kaplamayı bildiklerini söylemektedir. Bu kaplama, kendisinin 1933 yılında sülfürü kullanarak denediği bir yöntemdir.49
http://www.kabatasdevri.com/res/72.jpg
Dendera'daki Hathor Tapınağı'nın duvarlarında bulunan bu resimlerde görülen figürlerin günümüzde kullanılan ampullerle olan benzerliği bilim adamlarını hayrete düşürmüştür.
Resimde tarif edilen bu sistemin ışık yayıp yaymadığı, bilim adamları tarafından denenmiştir. Avusturyalı elektrik mühendisi Walter Garn, kabartmada yer alan resmi çok detaylı olarak incelemiş, resimdeki ampulü, yılanlı teli, duyu, ced sütunu olarak kullanılan izolatörün aynısını yapmıştır. Ve ortaya çıkan sistem etrafı aydınlatmış, yani ışık yaymıştır.50
http://www.yenisafak.com/arsiv/2002/aralik/15/1512t2.jpg
Mısır'da elektriğin kullanılmış olabileceğini gösteren delillerden biri de piramitlerin iç duvarlarında hiç is izinin bulunmamasıdır. Eğer evrimci arkeologların iddia ettiği gibi, aydınlatma için meşale ve benzeri malzemeler kullanılmış olsaydı duvarlarda mutlaka is olması gerekirdi. Ancak piramitlerin en içteki dehlizlerinde dahi böyle bir is izi yoktur. Gerekli aydınlatma sağlanmadan, inşaatın devam etmesi, daha da önemlisi duvarlardaki gösterişli resimlerin yapılabilmesi mümkün değildir. Bu da Mısır'da elektriğin kullanılmış olma ihtimalini güçlendirmektedir.

http://www.kabatasdevri.com/res/142.jpg
Mısır hiyerogliflerinde sıkça rastlanan ced sütunu, bir tür elektrik malzemesini sembolize ediyor olabilir. Ced sütunu, jenaratör görevi görüyor ve bu şekilde aydınlatma sağlanıyor olabilir.
http://www.kabatasdevri.com/res/43.jpg
Antik Mısır, insanoğlunun binlerce yıl önce kurduğu en görkemli medeniyetlerden bir tanesidir. Tıpta, bilimde, sanat ve estetikte çok ileri seviyelere ulaşan ve günümüze yüzlerce eser bırakan eski Mısırlılar, ilkel bir toplumun devamı olamayacak kadar engin bir tecrübeye ve bilgi birikimine sahiptiler. Günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde, Mısırlıların ulaşmış olduğu medeniyet seviyesine ulaşılamamıştır. Örneğin bugün Afrika'nın çeşitli bölgelerinde, Güney Amerika'nın bazı yörelerinde, Asya'nın çeşitli topraklarında Mısır da dahil olmak üzere pek çok medeniyet seviyesinden çok geri bir yaşam sürülmektedir. Tıp, anatomi başta olmak üzere şehir planlamacılığında, mimaride, güzel sanatlarda, tekstilde çok başarılı olan Mısır medeniyeti, bugün büyük bir takdirle ve hayretle bilim adamları tarafından incelenmektedir.
Tıbbın Kökeni Antik Mısır'da

Eski Mısır'da tıbbın ulaştığı gelişmişlik düzeyi oldukça şaşırtıcıdır. Kazılarda ele geçen bulgular, arkeologların yanı sıra birçok tarihçiyi de hayrete düşürmüştür. Çünkü hiçbir tarihçi MÖ. 3000'lerde yaşamış eski bir medeniyetten böylesine gelişmiş bir teknoloji beklemiyordu.

Bugün X-ışınları kullanılarak, mumyalar üzerinde yapılan incelemeler sonucunda Antik Mısır'da beyin ameliyatlarının yapılmış olduğu anlaşılmıştır.34 Üstelik bu ameliyatlar oldukça profesyonel yöntemler kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Cerrahi operasyon geçirmiş mumyaların kafatasları incelendiğinde, ameliyat yerlerinin düzgünce kesilmiş olduğu görülmektedir. Hatta bu insanların ameliyattan sonra hayatta kaldıklarını ispatlayan, kaynamış kafatası kemiklerine rastlanmıştır.35
http://www.kabatasdevri.com/res/55.jpg
konunun alıdıgı sayfa.. (http://www.kabatasdevri.com/kabatas_devri_02_b.php)

Her biri 20 ton olan taşlardan inşa edilmiştir.Bu taşların temin edilebileceği en yakın mesafe yüzlerce km uzaklıktadır. Bu taşların nasıl getirildikleri tam olarak bilinmemektedir.



Piramit kimin adına yapıldıysa, onun bulunduğu odaya yılda iki kez güneş girer.(doğduğu ve tahta çıktığı günler.)



Mumyalarda radyoaktif madde bulunduğundan, mumyaları ilk bulan 12 kişi kanserden ölmüştür.



Piramitlerin içerisinde ultra sound, radar, sonar gibi cihazlar çalışmamaktadır.



Kirletilmiş suyu, birkaç gün piramidin içine bırakırsanız; suyu arıtılmış olarak bulursunuz.



Piramidin içerisinde süt birkaç gün süreyle taze kalır ve sonunda bozulmadan yoğurt haline gelir.



Bitkiler piramidin içinde daha hızlı gelişirler.



Piramidin içine bırakılmış su beş hafta süreyle bekletildikten sonra yüz losyonu olarak kullanılabilir.



Çöp bidonu içindeki yemek artıkları hiç koku yapmadan piramit içinde mumyalaşır.



Kesik ,yanık ve sıyrık gibi yaralar büyükçe bir piramit içinde daha çabuk iyileşme eğilimi gösterir.



Piramitlerin bazı odalarını içinde ne olduğu hala bilinmemektedir. Araştırmacıların çoğu ya içinde kayboldu ya da aynı yerde birkaç tur attılar fakat içlerini göremediler.



Piramitlerin içleri yazın soğuk,kışın çok soğuk olur.



Keops piramidinin yüksekliginin 1 milyarla çarpımı yaklasık olarak güneşle dünyamız arasındaki mesafeyi veriyormuş(149.504.000km)



Piramidin üstünden geçen meridyen karaları ve denizleri tam 2 eşit parçaya bölüyormuş.



Taban çevresinin, yüksekliğinin 2 katına bölünmesinin pi=3.14 sayısını veriyormuş.



Piramidin içinde dünyanın ağırlıgı yaziyormuş.



Piramidin tam olarak dünyanın merkezinde bulunuyormuş.



Piramidin çalışkan işçileri olağanüstü bir çabayla günde 10 parça üst üste koyduklarını kabul edersek,piramitteki 2.5 milyon taçın 250.000 gün, yanı 664 yılda ancak oluşmuş oluyor. Oysa piramit 20-30 yılda tamamlanmıştır.

.

« Önceki :: Sonraki »

studio">Graformix
Search Engine Optimization and SEO Tools Bozkurt Dizin Pr3
Google
Add to Google

height="31">